İran Türkiye İçin Ne Demektir?
Dost ve kardeş bir ülke
Muhtemel bir rakip
Açık bir düşman

367 buluşu ile TBMM'nin çalışmalarını kilitleyen Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'na, Demokrasi Ödülü'ni layık gören, Türk Mühendisler Derneği'ni inceden kınıyoruz. Mühendislerin akıllı insanlar oldukları yönündeki yargıyı kırdıkları için de alenen tebrik ediyoruz.

Editör

Bir CHP'linin, hacca gitmek istediğini söylemesi üzerine, CHP Genel Sekreteri Önder Sav, "Boş ver, Araplara para kaptırma." dedi. Sav'ın özetlemiş olduğu şey, CHP'nin engin milliyetçilik anlayışı.

Editör

Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "Ey Baykal! Sen ne anlarsın din diyanet işlerinden?" şeklindeki posta koymasına fazlasıyla içerlemiş olacak ki.. "Örtünme ayeti"nde geçen "Hımar" kelimesini tefsir etti, arada hadis okudu, değişik mezheplere göre açıklamalar yaptı, dinimize göre kadın saçının kaçta kaçının görünebileceğine dair değişik fetvalardan bir demet sundu, yetinmedi, "İslam'da büyük günahlar" meselesine girdi, baş açmanın büyük günahlar arasında geçmediğini söyledi... Öyle bir yemiş yutmuş ki... Bu ilimle Süleymaniye Camii'nde vaaz verir ve cemaat tarafından da "Bu hoca tam bir derya!" diye takdis edilir...

Ahmet Hakan / Hürriyet

TÜRBAN... Cumhuriyetin en önemli kazanımlarına, laikliğe karşı açıkça bir başkaldırı... Hem de hükümet eliyle. Sinsi sinsi başlayan bu çalışmalar, taa 1950'lerden beri hacılar, hocalar, imamlar, tarikatlar baş tacı edilerek bu günlere gelindi.

Yalçın Bayer / Hürriyet

Gölge ve yansıma

İlker Yümsek

Hasbihal

Vedat Kaya

Hesaplaşmalar

Yusuf Hocaoğlu

Kad(e)r(ini) bilmek

Harun Marmara

Aforizmalar 3

Fatih Ceran

Editör

Esmer Ve Kıravatsız

İbrahim Güngör

Entelektüel, taraf olabilir. Hatta bu, tefekkür öznesinin, davasında sıhhat ve samimiyet göstergesi olarak da algılanabilir. Bir mütefekkirin, rahmetli Cemil Meriç'in ifadesiyle, tüm sosolojiler ideolojidir. Yani, düşüncesinin konusu insan ve toplum olan birinin, laboratuvarda elektrik deneyleri yapan biri kadar tarafsız olması elbette beklenemez. Düşünürsünüz, bulduğunuz doğruları birleştirir ve ya bir yere ait olur, ya da yeni aidiyetler kurarsınız. Genelgeçer doğrular, yalnızca dinlerin ve pozitif bilimlerin tekelinde olduğuna göre, “düşünmek taraf olmaktır” tezi, büyük ölçüde doğru kabul edilebilir.

Ancak!

Entelektüel olma iddiasında olanların -ki bu matbaanın icadından beri gazetecilerin tekelinde sayılır- düşüncelerini, birtakım verilere bina etme mecburiyeti vardır. Sözkonusu toplumbilim ise, en büyük veri kaynağı tarihtir, çünki toplumun kimliği tarih aynasında inşa/icad edilir. Ve bu toplum üzerinde gerçekleşir, tefekkürün yorucu ameliyesi.

..........

Tarihi süreçte Türkiye ve İran, uzun süren uzlaşma dönemlerine imza atmışlarsa da, dost oldukları pek görülmemiştir. İstisna sayılabilecek dönemler hariç, hep rakip ve hatta bazan da düşman olmuşlardır. 1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasında sınır tesbiti yapmışlar, ancak, ne Türkiye ne de İran, bölgesel hakimiyet iddialarından asla vazgeçmemişlerdir.

Coğrafya'nın ve jeopolitiğin kıskacında yoğrulan tarih, bize, Türklerin Ortadoğuya geldiklerinde, bölgedeki Şii hakimiyetini kırdıklarını ve siyasi ve askeri ağırlığın Sünniler tarafına geçtiğini söylemektedir. İlişkiler daha başlangıcta, rekabet temelinde kurulmuştur, çünki bozkırdan gelen bedeviler, medeniyet iddiasındaki şiilerin hakimiyetlerini engellemişlerdir.

Bu ilk karşılaşmadan yaklaşık üç asır sonra kurulan ve beş asır sonra imparatorluk kıvamına ulaşan Osmanlı Devleti, uzun asırlar İslam dünyasının siyasi liderliğini yapmış ve Sünniliği zımni bir kabulle devlet dini yaparak, İran ile aramızda mesafenin artmasına sebep olmuştur. Ne İran, belli dönemlerde Türk hanedanların yönetimine girmesiyle Şiilikten ve İslam Dünyasında liderlik iddiasından vazgeçmiş, ne de Osmanlı ve Türkiye, liderliği muhtemel rakibine bırakmaya razı olmuştur.

..........

Ve uzunca bir sürenin ardından bir İran Şahı, Türkiye'ye siyaseten önemli bir ziyarette bulunur. Ne zaman eski zamandır, ne de şartlar aynıdır. Ancak, iki ülke arasındaki politikanın değişmeyen unsurları halen ve çokça vardır ve bunlar büyük ölçüde belirleyiciliğe sahiptir.

Bu değişmeyenlerden ikisi, kültür ve dindir. Entelijansiyanın yaşam alanı.

Bu yüzden, meselenin siyasi boyutlarını başka bir yazıya erteleyerek, müsaadenizle, bu ziyaretin entelektüel dünyamızda oluşturduğu dalgalanmalara bir göz atmak istiyorum.

Farklı kesimlerde farklı tepkiler doğuran bu ziyaret, hoşumuza gitmese de İran'ın ülkemizde propaganda alanı bulabildiğinin ve bunun bir sonucu olan yumuşak gücünü dikkate aldığının ve bu doğrultuda politikalar inşa ettiğinin bir göstergesidir.

Muhafazakarlar Ziyareti Nasıl Anladı?

Dini hassasiyeti olan toplum kesimi, tarihi/siyasi rekabeti gözönüne almayıp, İran'ı dost ve kardeş bir ülke olarak görmektedir. Bunda İran'ın, dini, siyaseten kullanabilmesi de önemli etkendir, ancak daha önemli olan şey, Türkiye'de sistemin dışına itilen dindarların, mezhep farklılığını yok saymak pahasına, başka modellere sempati duyuyor olmasıdır. Geleneksel Türk İslamı, yaşam pratiğinin dışına itilmiş ve bu bir boşluk doğurmuştur. Bu boşluğun fazlasıyla farkında olan Ahmedinecad, bu alana talib olmuş ve rolünü iyi oynamıştır. Cami çıkışında söylenen, ben olsam Tahran'da yolları kapatmazdım, sözü, kitlelerle arasındaki bağa özen gösteren bir liderin -biraz da popülist- bir tavrıdır.

Son yıllarda, söz konusu boşluk, sivil toplum tarafından doldurulmakta ve İran'ın manevra alanı da daraltılmış olmaktadır. Türkiye'yi idare edenlere düşen görev, bu sivil toplum-cemaat faaliyetlerinin önünü açarak, ülkede İran tipi bir muhafazakarlığın önüne geçmektir. Bu boşluğu halen mevcut olduğunu görmek isteyenler, Zaman Gazetesinde, Ali Bulaç'ın, Yeni Şafak'ta ise Hakan Albayrak'ın “sempati ötesi” yazılarına müracaat edebilir.

Sol !

1979'dan beri ambargo uygulanan ve halen uluslararası sistemin dışında tutulan bir ülke başkanının, tek manevra alanı sol siyasettir. Öyle ya, en büyük sömürgeci ile başınız dertte ise, siz de Chavez gibi sosyalist muhaliflerle iş tutar, hatta ölçüyü kaçırır, başkentinizdeki sokaklara, (Şeriat ile idare edilmek iddiasında olan bir ülkenin başkentinin sokaklarına) sosyalistlerin adını koyarsınız.

Hasılı, SSCB'nin boşalttığı ideolojik muhalefete talib olan İran, küresel sisteme, muhalif ve kaçınılmaz olarak sol bir söylemle girmeye çalışmaktadır. Bu söylemini aşırı sadeliğiyle destekleyen Ahmedinecad bu konuda oldukça başarılı gözükmektedir.

Ancak ülkemiz solunda bir çok sebepten dolayı, manevra alanı bulması mümkün gözükmemektedir. Bizim solun dine mesafeli tavrı, Ahmedinecad'ın da İslami kimliğini sıkça vurgulaması bunun bir sebebi ise, diğeri de bizim solun fazlaca içe kapanık ve kendi lokal kavramları dışında pek bir şeye itibar etmeyen bir yapıda olmasıdır.

Sol, Ahmedinecad'ı ıskalamıştır.

..............

Bunların dışında, sürekli toplumun fay hatlarına oynayan, Ertuğrul Özkök gibi kimseler, Ahmedinecad'ı beğenmeyip, bizim başbakanı daha da çok beğenmeyerek, yapılan ziyareti, “yersen yoğurt içersen ayran” bir anlayışla ele almışlardır. İran tipi bir din anlayışını asla kabullenmeyen ve fakat onun en güçlü alternatifine de kendi ülkesinde hakk-ı hayat tanımayan insanların, genel anlamda “din”le sorunlu oldukları akla gelmektedir. Ertuğtul Özkök, önemlidir, çünki, bağımsızlığın her şeyden daha önemli olduğu bir meslek dalında, kalabalık bir “entelektüel ordusuna”, “komuta etmektedir.”

Özetle...

Sol ve merkez entelektüel, ideolojik sebeplerden ötürü, yapılan ziyareti anlamamış, muhafazakar entelektüel ise, yaşanan tarihi hesaba katmamış ve meseleyi yanlış anlamış/yorumlamıştır...

Yaşanan, iki rakibin, geçici olarak uzlaşmasıdır ve ikisi de bu dönemi büyüyerek kullanmak istemektedir. İran, Türkiye ziyaretini, uluslararası meşruiyeti için kullanmıştır ve bunun karşılığını, cömert teklifleriyle ödemiştir. Türkiye, hem ekonomik avantajları hesab etmektedir, hem de, “yakın çevreyle sıfır problem” politikasını devam ettirerek, manevra alanını genişletmektedir. .

Ziyaret, bir kazan-kazan ilişkisinin ipuçlarını vermektedir. Bu konu, her kesimden Türk entelijansiyası tarafından , yeterince anlaşılmamış ve mesele ideolojik ya da dini kavramlar çerçevesinde ele alınarak, ıskalanmıştır.

Vesselam.

fatihceren@mail.ru

Thu Mar 20 18:03:58 EDT 2008 Ne Gerek Var?
Sun Apr 08 14:28:46 CEST 2007 MİLLİYETÇİLİK !
Sun Mar 08 14:28:46 CEST 2007 Ülke Menfaati
Mon May 07 17:14:53 CEST 2007 SEKÜLERİZMİN SONU MU?
Mon Jun 11 08:36:55 PDT 2007 Sessiz Türkiye
Mon Jun 11 20:12:56 PDT 2007 Kuzey Irak Nerededur Hemşerum ?
Sat Jul 21 11:34:54 CEST 2007 Düşünce ve Siyasette Vandallık
Sat Aug 04 17:10:08 CEST 2007 AKP ve Toplumun Değişim Talebi
Sun Aug 26 09:06:31 CEST 2007 TSK, Kural ve Teamül, Yeniden !
Sat Sep 29 11:00:41 CEST 2007 Yüksek bürokrasinin kamuoyu ile imtihanı
Wed Oct 03 18:38:48 CEST 2007 CHP ve Resmi İdeoloji Üzerine
Tue Oct 16 20:06:25 CEST 2007 Soykırım
Fri Nov 09 19:28:47 CET 2007 Merkez ve Kürtler
Fri Feb 01 15:09:42 CET 2008 DTP ve Ulus Devletin Evrimine Dair
Fri Feb 29 20:12:04 CET 2008 Güvenlik Açıklarından İktidar Elde Etmek
Fri Apr 11 19:52:57 CEST 2008 Hükümsüzdür
Wed Apr 30 13:17:28 CEST 2008 Türkiye’de “Sol” Neden Yok?
Tue May 27 19:27:54 CEST 2008 İtirazımız var!
Sun Jun 08 09:03:52 CEST 2008 Yeni Anayasa Böyle Olmalı!
Sun Jun 15 15:28:45 CEST 2008 CHP ile yıkılıp giden
Sun Jun 29 13:33:08 CEST 2008 Garip Bir Kelime ve Bir Sürü Laf!
Sat Jul 12 22:15:59 CEST 2008 Sivas Sivas Olalı...
Sat Aug 16 19:22:53 CEST 2008 Türkiye, Kafkasya'nın Neresindedir?
Sun Sep 07 19:40:09 CEST 2008 Kavramların Cangılında Bir Güzel Ülke
Sun Nov 16 00:01:32 CET 2008 Son Yazı